Terapiler Neden Uzun Sürer? 

Psikoterapi; kişinin düşünce, duygu ve davranışlarını anlamasına, yaşadığı çatışmaları fark etmesine, kendi yaşamına dair bir içgörü geliştirmesine ve kendini tanımasına yardımcı olan bilimsel temellere dayalı yapılandırılmış bir süreçtir. Terapiye gelen kişilerin aklında terapinin ne kadar süreceği sorusu olması oldukça doğaldır. Ancak bu sorunun net, basit ve herkes için geçerli bir yanıtı yoktur. Her insan biricik ve özeldir, ve aynı şekilde her insanın yaşadığı deneyimler, zorlandığı konular ve ihtiyaçları da kişiye özel ve farklıdır. Bu açıdan bakıldığında her kişiye uyan, sabit bir terapi süresi vardır diyemeyiz, çünkü bu sürenin bağlı olduğu birçok faktör bulunmaktadır. Bu faktörler bireysel farklılıklardan doğabileceği gibi aynı zamanda terapi sürecinin doğasından da kaynaklanmaktadır. Terapinin uzun sürmesi, sürecin etkili ve sürdürülebilir olması için gerekli olabilmektedir.

Terapiye Gelme Sebebi

Herkesin terapiye başlamak için getirdiği konular farklıdır. Getirilen sorunlar depresyon, travma, ilişki sorunları, anksiyete, ayrılık, büyük yaşam olayları, kişinin kendini tanımak ve davranışlarını anlamlandırmak istemesi gibi çok farklı yerlerden gelebilir. Terapiye başlama sebebi çalışıldıkça birçok farklı kapı da beraberinde açılabilir. Dahası gündemdeki sorun aynı olsa da her insanın bunu yaşantılaması, deneyimlemesi farklı olacaktır. Psikolojik rahatsızlıklar genellikle karmaşık ve çok katmanlı bir yapıya sahip olurlar. Her insanın yaşamı, çocukluk deneyimleri, onu bugüne getiren olaylar, inanç sistemleri ve sosyal çevresi farklı olacağından bu meselelere yaklaşım da tek bir sonuca çıkan basit bir çözüm olmaktan oldukça uzaktır. 

Terapi Sürecinin Doğası

Terapi süreci, her şeyden önce iki insanın ilişkilenmesidir. Etkili bir terapi süreci, terapist ve danışan arasındaki güven ilişkisine dayanır. Terapist ve danışanın karşılaşması, güvene dayalı bir ilişki kurmaya başlaması, danışanın tanınması biraz zaman gerektiren süreçlerdir. Danışanın öyküsünün alınması ve terapötik bir ilişki kurulmasından sonra çalışma aşamasında duygusal ve bilişsel süreçler beraber keşfedilir. Danışanın da kendini güvende hissetmesi ve kendini açması için terapistin destekleyici bir ortam sağlaması ve danışanın hızında ilerlemesi ile beraber bir güven ilişkisi geliştirilebilir. Çünkü terapistin sağladığı güvenli bir alanda danışan duygu ve düşüncelerini açıkça paylaşabilir ve bunlar çalışılabilir.

Bilinçdışı Süreçlerin Keşfi ve Çalışılması

Özellikle analitik/dinamik terapilerde kişinin bilinçdışı süreçlerini anlamak büyük bir önem taşır. Kişinin çocukluk deneyimleri, içsel çatışmaları zamanla açığa çıkar ve anlamlandırılmaları sürecin bir parçası olarak zaman alabilir. Kişinin bilinçdışı savunma mekanizmaları, zorlayıcı duygularla başa çıkmak için devreye girebilir ve bu terapide de kendini gösterebilir. Bu dirençleri fark edip danışanın hızında ilerlemek, terapistin görevidir.

Değişim

Terapiye gelen kişinin gündeme getirdiği sorunların anlaşılması, değiştirilebilecek şeylerin üzerinde çalışılması, değiştirilemeyecek şeylerin -belki de- kabulü hep sürecin bir parçasıdır. Kişinin kendini daha yakından tanıması, davranış ve düşünce kalıpları üzerinde farkındalık kazanması, ilişkilerine dair içgörü geliştirmesi ve yaşamıyla bütünleştirebilmesi, gelişme ve büyüme süreci bir anda olmayacaktır. Değişim biraz zorlayıcı ve sancılı bir süreç olabilir. Bu yola çıkmak, bu yolu yürümek cesaret ve zaman ister. 

Terapi Yöntemleri

Günümüzde birçok farklı terapi ekolü olsa da, en temelde ortak amaçları aynıdır diyebiliriz: kişinin psikolojik iyilik halini sağlamak ve kendini anlamasına yardımcı olmak. Terapi yaklaşımlarının temel felsefesi, hedefler, kullandığı yöntem ve araçlar bakımından farklılaşacağından her ekole göre sürenin de değişmesi söz konudur. Bazı terapi ekollerinin ve sürelerinin nasıl farklılaştığı kısaca şu şekilde özetlenebilir:

Psikanalitik/Dinamik Terapiler: Bilinçdışı çatışmaların çözümüne odaklanan, bireyin geçmişte bastırdığı duygularla yüzleşmesi ve anlamlandırmasına yardımcı olan dinamik/analitik terapiler, danışanın iç dünyasını derinlemesine ele almayı amaçladıklarından biraz daha uzun sürebilirler. 
Bilişsel Davranışçı Terapiler: Kişinin işlevsiz düşünce ve davranış kalıplarına odaklanan ve bunları bilişsel yeniden yapılandırma ile değiştirmeyi amaçlayan bilişsel davranışçı terapiler, yapılandırılmış ve hedef odaklı olduklarından daha kısa sürebilirler. 

Şema Terapi: Erken dönem yaşam olayları ile gelişen ve uyumsuz olan şema kalıplarını değiştirmeye odaklanan şema terapi, bilişsel ve duygusal düzeyde yoğun bir çalışma gerektirebilir.

Varoluşçu Terapi: Yaşamın anlamının keşfi, özgürlük ve sorumluluk bilinci, ölüm gibi varoluşsal temalar üzerinden çalışan varoluşçu terapi, bu temaların keşfedilmesi ve kişinin hazır oluşuna da bağlı olarak zaman alabilir. 

EMDR: Travma odaklı bir terapi türü olan EMDR (göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme), travmatik anıları işleyerek etkilerini azaltmayı amaçlarlar. Kişinin deneyimlediği olaya göre farklı süreler gerektirebilir.

Çözüm Odaklı Terapiler: Kişinin şu anki ve gelecekteki sorunları üzerinde çözüme ulaşmak için kişinin halihazırda güçlü yanlarına vurgu yaparak hızlı bir değişim sağlamayı amaçlayan terapilerdir. 

Kabul ve Kararlılık Terapisi: Yaşamdaki olumsuz duygu, düşünce ve olaylardaki acıyı kabul etmeyi ve psikolojik esneklik kazandırmayı amaçlayan kabul ve kararlılık terapisi, danışanın ihtiyaçlarına bağlı daha uzun veya kısa sürebilir.

Çalışılan terapi ekolünün süresi farklı olacağı gibi, her kişinin her ekolde ihtiyacı olan süre de farklıdır ve bu da terapilerin süresini etkiler.

Bireysel Farklılıklar 

Şimdiye kadar her insanın biricikliğinin terapi süresine etkisine vurgu yapmış olsak da süreyi etkileyen önemli faktörlerden biri de bireysel farklılıklardır. Terapide duygusal zorlanmalar yaşamak, terapiye devam etmekte duygusal, zihinsel veya maddi açıdan güçlük çekmek, ekonomik sebeplerlerin seans süresi ve sıklığını etkilemesi, kişinin getirdiği sorunların yoğunluğu ve çeşidi, danışanın terapiye katılma motivasyonu ve terapiye düzenli, aktif katılımı vb. bireysel farklılıklar da terapi sürecini etkileyen faktörler arasındadır. 

Kişisel olan psikoterapi yolculuğu, herkes için aynı hızda ve yoğunlukta ilerlemeyebilir. Bu sebeple terapilerin süresi konusunda net bir cevap vermek yanıltıcı olacaktır. Ancak kişinin kendini anlaması, içsel kaynaklarını keşfetmesi, ilişki dinamiklerine dair içgörü kazanması ve yaşamındaki sorunlar üzerine farkındalık geliştirmesi uzun sürebilecek bir süreçtir. Psikoterapinin hemen çözüm getirmeyen, sürece bağlı olan ve uzun sürebileceği gerçeğini barındıran yapısını bilmek ve sürece güvenmek, terapiye başlama noktasında yardımcı olabilir.

Kaynakça  

McWilliams, N., & Kalem, E. (2010). Psikanalitik tanı: Klinik süreç içinde kişilik yapısını anlamak. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Eskin, M., Derebey, Ç. G. & Karancı, N. (2020). Klinik Psikoloji Bilim ve Uygulama. Türk Psikologlar Derneği Yayınları.